:)

Sıfırın Beşi Sıfırın Sekizi

Altı yıl… Benliğime gömdüğüm, ömrümden kestiğim altı yıl…

Gençliğimi koydum önüne, sana değer verdikçe kendimi eksilttiğimi yıllar sonra anladım ben.

“Yanında güçlüyüm” derken aslında seni taşıyormuşum sırtımda. Ben savaşırken yokluğuna, sen başkasının omzuna yaslanıyormuşsun sessizce… Haberim yokmuş. Haberim olsa da bir şey değişmezmiş; çünkü ihanet sende alışkanlıkmış.

Her sözün, her bakışın, kalbimde dönüp duran paslı bir bıçak gibi. Neden yetmedi verdiklerim? Neden sadakatim sende kıymetsizdi?

Neden kalbimi alıp çöpe atan yine sen oldun?

Ben artık aynı adam değilim… Senin oyunların, senin yalanların, benim içimde yılların birikmiş bir öfke mezarlığına döndü. Söyleyemediğim her cümle, göğsümde boğulmuş bir çığlık gibi duruyor hâlâ.

Beni aldattın. Beni kandırdın. Beni küçümsedin.

Ve hâlâ yüzüne bakınca hiçbir şey olmamış gibi duran o sahte maske… işte en çok o yakıyor. Artık nefretim bile basit bir kelime değil; verdiğin her yaranın toplamı, çalınmış yıllarımın ağırlığı, boğazımda düğümlenen geçmişin zehri.

Ve bil… Mezarına bile gelmeyeceğim. Ölümün bile temizlemeyecek sende biriken pisliği. Adın, yüzün, ihanetin… hepsi içimde kapanmayan bir delik, düşüncesi bile içimi kemiren bir boşluk.

Ben artık yük değilim sana, ama sen hâlâ içimdeki enkazsın. Sonsuza kadar nefret etmeyeceğim belki, ama seni affedebileceğim bir dünya yok.